İlhan Erşahin / İnsan olmak, arınmak ve kişiliği geliştirmek her şeyden önemli

0

Mektepli cazcıların ‘Oxford’u kabul edilen Berklee’yi bitirdikten sonra New York’a yerleşen İlhan Erşahin 1996’dan itibaren haftada bir gün ünlü caz kulübü Sweet Basil’da çalmaya başlamıştı. Bir yandan da caz üçlüsü ve diğer grubu Wax Poetic’le Amerika’da albümler kaydediyordu. ‘‘Home” ve ‘‘She Said”den sonra Wax Poetic’le gerçekleştirdiği CD büyük ilgi uyandırmış, ‘‘Belly” ve ‘‘Loving Jazebel” adlı filmlerde kullanılmıştı. 2000 yılında, Türkiye’deki ilk albümünün yayımlanacağı günlerde, müziği ve özel yaşamıyla ilgili soruları yanıtlamıştı.

 

Korkarım bu röportaj yayımlanınca hayranlarınızdan bir kısmını kaybedeceksiniz!
– Öyle mi? Baba olduğumu öğrenecekler çünkü, değil mi?
Evet. Tanık olduğum bütün sohbetlerde genç kızlar sadece fiziğinizden bahsediyor. Müziğinizden değil… Çoluk çocuğa karıştığınızı öğrenince adınızı listeden silip yerine Ricky Martin’i yazacaklar…
– Bence tam tersine, hayranlarım artacak.
Karizmam zedelenmedi, hocam Joe Lovano gibi göbekli ve saç özürlü değilim hiç değilse, diyorsunuz anlaşılan…
– Müziğim kötü olsaydı, saksofonumun tonu hoş olmasaydı Türkiye’de bu kadar ilgi oluşmazdı gibi geliyor bana. Sadece yakışıklı olduğum için sevmiyorlardır herhalde.
Hayranlarınız, kalbinizi kimin çaldığını merak edecektir. Kız arkadaşınız müzik çevresinden mi, nasıl tanıştınız, ne kadar zamandır birliktesiniz?
– Fernanda, Brezilyalı bir koreograf ve modern dansçı. On yıl önce New York’ta ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıştık. Sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz.

Baba olmak hayata bakışımı değiştirdi

Erşahin ve kızı Fernanda

Kariyerinizin en kritik atılımını yapmaya hazırlanırken baba oldunuz. Planlamış mıydınız, yoksa leylek mi getirdi?
– Baba olmak istiyordum. 14 ay önce Tasmin doğunca hayatım değişti. Hayata bakışım değişti. Zor iş, çok zaman istiyor ama insanın çocuğunun olması müthiş bir şey. Çocuğun hayatında ilk iki yıl çok önemliymiş. Ben de ilk yıl hep yanında oldum. Sevgisiz büyüyenlerin nasıl insanlar olduklarını görüyoruz. Kızımın sevgiye aç kalmadan yetişmesini istiyorum.
Keşke bir tane daha olsa, der gibisiniz…
– Olabilir. Ben isterim doğrusu. Fernanda da ister sanırım. Ama henüz bir planımız yok.
Tam zamanlı babalık görevi müziği engellemedi mi? Albüm tasarıları, besteler, kurduğunuz üç grup ne alemde? Bas klarnete başlamıştınız, nasıl gidiyor?
– Tasmin’in doğumundan sonra hayata daha geniş açıdan bakmaya başladım. Artık benden, kariyerimden önemli bir şey var hayatımda. Önceliklerimi, hedefimi daha net görmeye başladım. Endişelerim azaldı. Eskiden, bir gün saksofon çalamasam çok rahatsız olurdum. Şimdi günler geçiyor çalmadan. Günlük hayatın ayrıntılarına takılmıyorum eskisi kadar. İnsan olmanın, arınmanın, kişiliğini geliştirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu müziğimi de etkileyecek. Biliyorsun, müzik dünyasında da kişiliği, özgün sesi olanlar önemseniyor. Son bir yılda zamanımın çoğunu yeni bestelere ayırdım. Bas klarnet kutusundan çıkmadı ne yazık ki.
Amerika’da Atlantic Records efsanesini yaratan Ahmet Ertegün, Jazz Dergisi’nin son sayısında yayımlanan röportajda sizden övgüyle bahsediyor. Hazır Tarkan gibi yakışıklı birini bulmuşken, cazda ve popta aynı anda iki Türk gencini dünyaya tanıtmayı mı düşünüyor acaba, ne dersiniz? Yanlış hatırlamıyorsam birkaç yıl önce Tarkan’ın New York konserinde de çalmıştınız…
– Tarkan telefon edip kendini tanıtmış, konserinde çalmamı istemişti. Çok şaşırmıştım. Kabul ettim ve çaldım. Ertegün’ün ikimiz için ortak proje hazırladığını sanmıyorum. Atlantic, grubum Wax Poetic’le kaydettiğimiz bir albümü ilkbaharda yayımlayacak. Ardından Amerika ve Avrupa’da konser turnesine çıkacağız. Yankı uyandıracağını sanıyorum.

Üç grubum temelde aynı

‘‘She Said” ve ‘‘Home”dan sonra üçüncü CD’ni kaydettiniz. Ne zaman yayınlanacak?
– İstanbul’a geldiğim dörtlüyle kaydettiğim ‘‘Voodoo” martta Double Moon tarafından Türkiye’de yayınlanacak. İki de vokalist var albümde. Ayrıca dans müziği ağırlıklı 16 bestemi içeren CD’ler Amerika’da X-ist Records’dan yayınlanacak.
Üç grubunuz var ve aynı anda üçüyle de çalışıyorsunuz. Neden?
– Bana sorarsanız çaldığımız müzik temelde aynı. Belki bestelerimi çaldığımız için sahnede aynı duyguyu yaşıyorum. Grupların kullandığı enstrümanlar, formlar farklı. Çünkü kafamdaki her şeyi tek grupla gerçekleştirmem çok zor. Wax Poetic dans müziği yapan, eğlendiren, aynı zamanda yeni formları, enstrümanları, sesleri zekice kullanan bir grup olmayı amaçlıyor. Cazdan çok house, drum’n’bass gibi tınlıyor. Sweet Basil’de çaldığım grup klasik bir caz dörtlüsü. Repertuarı ağırlıklı olarak benim bestelerim. Bazen Ornette Colemen Dörtlüsü gibi tınladığını söylüyorlar. Kenny Wollesen ve Doug Weiss’le çaldığım üçlüde ise iki grubun arasında, yani cazla çağdaş dans müziğinin kesiştiği bölgede dolaşıyoruz. Akustik ve daha içe dönük bir müzik bu.
İstanbul konserlerininin repertuarında caz standartları mı, sizin besteleriniz mi ağırlıkta?
– Sweet Basil’de dört yıldır benim bestelerimin ağırlıkta olduğu bir program sunuyoruz. Üç ay önce basçımız değişti, aramıza Joe Martin katıldı. Farklı fikirlere açık bir grup. Kerem Görsev Jazz Bar’daki programda ‘‘Home” ve ‘‘She Said”in yanısıra yayımlanacak albümden de parçalar var.
Bundan sonraki konser ne zaman?
– Nisanda grubumla Türkiye’ye geleceğiz. Ankara ve İzmir’da iki konser verip Akbank Caz Festivali’nde jamsession yapacağız. Yaz aylarında da İstanbul Caz Festivali’nde de çalacağız sanırım.
(Serhan Yedig / 25 Ocak 2000 / Hürriyet)

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!