Jacques Loussier / İtiraf edeyim, caz temasıyla doğaçlama yapamıyorum, becereni takdir ediyorum

0

Fransız piyanist Jacques Loussier 1959’dan bu yana Bach’ın caz dünyasındaki elçisi. “Play Bach” triosuyla kaydettiği 20 civarında albüm bugüne kadar toplam 6 milyon adet satıldı. 2002’nin son günlerinde konser için İstanbul’a geliyordu. Fransa’daki evinden aradık. “Bach tarihteki ilk cazcıdır” diyen piyanistle yazdığı konçertolardan Eminem’e açtığı tazminat davasına, caza bakışından Pekinel’lerin sipariş koşullarına uzanan bir söyleşi yaptık.

Bach’ı caz yaklaşımıyla çalma fikrinin Paris Konservatuvarı’ndaki öğrencilik yıllarınızda arkadaşlarınıza yaptığınız bir müzikal şakadan doğduğunu okudum. Hatırlıyor musunuz bu şakayı; sonraki yıllarda nasıl hayatınızın ekseni haline geldi?
– Şaka değildi, gayet ciddi bir işti…
Yaklaşık 10 yıl önce International Herald Tribune’da, caz yazarlarının piri sayılan Mike Zwerin’e söylemişsiniz bunu. Elektronik arşivlerden bulmuştum. Umarım bulduğumu doğru okumuşumdur…
– Evet, bu röportajı hatırlıyorum. (Düşünüyor) Evet, haklısınız. Bach’ı caz bakışıyla yorumlamak o günler için yeni bir yaklaşımdı. Farklı alanlarda çalışan besteci ve piyanist olarak, özellikle doğaçlamacı olarak Bach’ın müziği bana yakın geldi. 1959’da üçlümle ilk “Playing Bach” albümünü yayımladık.
Uzun yıllar birlikte çaldığınız ilk üçlünüz bir proje grubu muydu; yani repertuarı saptayıp ona göre müzikçi mi seçtiniz yoksa grup mu projeyi geliştirdi? Okul yıllarındaki esprinin profesyonel yaşama taşınmasında cazcı arkadaşlarınızın teşviki, yönlendirmesi oldu mu?
– Düşüncemi gerçekleştirme sürecinde kimseden destek ya da ilham almadım. Sadece plak firması Decca’nın desteği olduğunu söyleyebilirim. Çok iyi piyano çaldığımı biliyor ama ne çalmam gerektiğine karar veremiyorlardı. Bir toplantı yaptık. Onlara çigan, latin, klasik çaldım. Arada Bach’ı duyunca irkildiler. “Aradığımız bu” dediler. Trioyla yorumlamak istiyordum. Basçı Vincent Charbonnier ve davulcu Andre Arpino’yı tanıyordum. Bu proje için uygun olabileceklerini düşündüğüm. Teklifimi kabul ettiler ve grubu kurduk.
Basçınız Charbonnier 1990’ların sonunda felç geçirmişti. 1997’de İstanbul’a Tony Bonfis’le gelmiştiniz. Charbonnier iyileşti mi?
– Sol eli felçli bu nedenle artık çalışamıyor. Gerçekten çok dramatik bir öykü. Beş yıl oldu. Bu olaydan hemen sonra konser vermemiz gerekti. Bonfis ile anlaştık. Başka projelerde çalıştığı için grupta kalması mümkün değildi, birlikte birkaç konser verdik. Sonra Benoit Dunoyer De Segonzac’ı bulduk. O günden beri birlikte çalışıyoruz.

Ciccolini sınıf arkadaşımdı

Konservatuvardaki sınıf arkadaşlarınızdan ünlü konser piyanistleri çıktı mı?
– Birkaç büyük isim çıktı bizim sınıftan. Erica Sieger, Aldo Ciccolini ve şimdi adını hatırlayamadığım çok ünlü bir sınıf arkadaşım daha var çok başarılı olan.
İlk albümünüzden dört yıl sonra Ward Swingle Paris’te Swingle Singers’ı kurmuş, grup Bach yorumlarıyla bir anda tüm dünyada ünlü olmuştu. Grubun kurulmasında etkiniz oldu mu, birlikte çalıştınız mı?
– Ward Swingle geldi, Bach’ın eserlerine bas ve davul eşliğini nasıl yazdığımı sordu. Aklında benzer bir proje vardı, sadece sesleri kullanmak istiyordu. Ona tavsiyelerde bulundum. Ama birlikte çalışmadık. Swingle Singers başlangıçta bizim gibi davul ve bas kullandı; buna karşın aramızdaki en büyük fark bizim müziğimizin emprovizasyon içermesiydi.
Bach’ı caz yaklaşımıyla çaldığınız için 40 yıl boyunca muhafazakar müzik yazarlarından epeyce eleştiri aldığınızı tahmin ediyorum. Sizi en fazla öfkelendiren ya da güldüren hangisiydi hatırlıyor musunuz?
– Çok sert eleştirilerle karşılaşmadım. Bach’ın bu şekilde çalınmaması gerektiğini yazdılar sadece. Oysa, Bach yaşasaydı muhtemelen benim yerimde caz çalıyor olacaktı. Müziği emprovizasyon için yazılmıştı. Artık ne yazık ki klasikçiler emprovizasyon yapmıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse eleştirmenler beni hiç sinirlendirmez. Yapıcı eleştirileri dikkate alırım. Zaten çoğu, yazılarında müzikten başka her şeyden bahseder…

İçgüdülerime güvenirim

Bach, Ravel, Debussy caz ruhuna çok yakın müzikçiler. Ama siz onlarla birlikte Haendel, Vivaldi gibi bestecilerin eserlerini de seslendiriyorsunuz. Repertuar seçerken ölçütünüz nedir, eseri caza dönüştürürken nelere dikkat edersiniz?
– Eserlerin notalarını alır ve okurum. Bu sırada gözüme takılan şeyleri nasıl işleyeceğimi hemen o anda içgüdüsel olarak bulurum. Bestecilerin bazı eserlerinde swing duygusunu vermek gerçekten zordur; sorunları aşmak için her zaman farklı bir yol bulunuyor. Zor olan iyi bir yorum yakalamak ve swing duygusunu oluşturabilmek. Tüm bestecilerin eserlerini yorumlamayı düşünmüyorum. Zaten buna hayatım yetmez.
Dikkatimi çekti, röportajlarda klasik eserleri ele alma yönteminizden bahsederken hep “ışık” sözcüğünü kullanıyorsunuz. “Vivaldi çalarken davulla ışık oyunları yapmak gerekti,” diyorsunuz mesela. İzlenimcilerle aynı kültürü, coğrafyayı paylaşmanızın bir etkisi mi bu?
– Müziğin bazı bölümlerine dikkat çekmek istiyorum. Işık bu yaklaşımı netleştiren ögelerin başında geliyor. Çalarken ortaya çıkıyor ışık, yapılan işe değer katıyor. Yorumda farklı ışıklar kullanmaya özen gösteririm. Işık yorumda üsluptur. Müzikçi klasik çalarken ve emprovize yaparken birbirinden farklı renkler kullanır. Bununla bağlantılı olarak farklı ışık yaklaşımı söz konusudur. İzlenimcilerle bağlantıma gelince. Bestelerini dinlerim, partisyonları okurum, farklı yorumlayabileceğim bölümleri seçerim, yeni bir yaklaşım getirmek için yeni, onlarınkinden farklı bir ışık düşünürüm… Eğer izlenimcileri diğerlerinden daha çok tercih edip etmediğimizi soruyorsanız, sadece sevdiğim eserleri ele aldığımı söyleyeceğim.
Bach’ı birkaç cümleyle tanımlamanız gerekse ne söylerdiniz?
– Müthiş bir besteci. Çizdiği müzikal tabloların, emprovizasyonun niteliği müthiş gerçekten. Bana sorarsanız tarihteki ilk cazcıdır Bach… Müziği hâlâ, geçen hafta yazılmış kadar taze. Dinleyicinin tepkisi de bunu kanıtlıyor.

Eskiden ürkek bir piyanisttim

40 yıl içinde Bach müziğine bakışınızda önemli değişiklikler oldu mu?
– 1959’da Bach çalmaya başladığım günlerde epeyce mahcup bir piyanisttim. Emprovizasyonlarım epeyce utangaçtı. İstediklerimi yapabilecek yeteneğe sahip değildim. Benim için zor bir deneyimdi; çünkü çok yeni bir müzikal yaklaşımdı. Duygularımı yansıtmada sorunlarım vardı. 1959’dakilerle şimdiki emprovizasyonlarımı karşılaştırdığınızda aradaki farkı net şekilde görebilirsiniz. Yıllar boyunca gelişimimi sürdürdüm, sonuçta bugün dinlediğiniz yorumlar çıktı.
Klasik eserlere yaklaşımınız, cazcıların standartlara yaklaşımı gibi mi? Biliyorsunuz cazcı için önemli olan marifetini göstermesini sağlayacak herhangi bir melodidir, dinleyicinin dikkatini çekmek için popüler eserleri, yani standartları tercih eder. Eserin orijinal hali değil, üstüne inşa edilen emprovizasyonlar, yorumun bütünü önemlidir…
– Aynı yaklaşımı benimsiyorum. Tüm müzikçiler gibi ben de emprovizasyondaki anlık yaratının peşindeyim. En iyisini yaratmaya çalışıyorum. Klasik tekniğe sahibim. Bach’ı klasikçi gibi çalabiliyorum. Bu yeteneği caz duygusuyla birleştiriyorum. İşte tüm yaptığım bu.
Peki caz standartları size neden aynı ilhamı vermiyor?
– İtiraf etmem gerekirse caz temaları üzerine doğaçlama yapamıyorum. Bu yeteneğe sahip olanları takdir ederim. Mesela Keith Jarrett’a hayranım. Ses, melodi ve teknik açıdan sıradışı bir emprovizasyon yeteneğine sahip. İşte bu yüzden farklı bir alana yönelmeyi tercih ettim. Özgün ve kişisel özellikleri belirgin bir müzik çıktı ortaya. Dünyada Klasik Batı Müziği’ni caz triosuyla ve emprovizasyonlarla icra eden tek müzikçiyim. Bach müziği ritmik zenginliğiyle ön plana çıkar. Bu yapıya biraz swing duygusu kattığınızda mükemmelleşir.
1980’de neden birden bire üçlünüzü dağıttınız ve konserleri kestiniz?
– Çok fazla konser veriyor, çok yolculuk yapıyordum. Yıllık konser sayısı 170’e çıkmıştı. 20 yıldır kesintisiz çalışıyordum. Yeter artık, dedim. Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı. Bestelerimle uğraşmak istiyordum…

Sırada diğer gezegenler var

1985’te geri dönmenizin nedeni konserleri özlemeniz miydi yoksa konser organizatörlerinin ısrarı mı?
– 1985’te Bach’ın 300’üncü doğum yılı nedeniyle özel konserler yapılacaktı. Bu projeler 1984’te hazırlanmaya başladı. O yıl o kadar çok teklif aldım ki… Sonunda üçlümü toplayıp yeniden konserlere başladım. İlk konserler ısrarlı istek üzerine yapılmıştı. Buna karşın grup içindeki iletişimimiz harikaydı. Davulcu Arpino ve Charbonnier gibi iki harika müzikçiyle çalışmak gerçekten zevkliydi. Özlediğimi farkettim ve yeniden turnelere başladım. Fakat yıllık konser sayımı 70 ile sınırlandırdım. Konser değil, yolculuklardaki zaman kaybı çok yoruyor insanı.
Basında çıkan haberlere bakılırsa dünyanın öteki ucunda, Avustralya’da çok büyük bir hayran kitleniz var. Geçen yılki turneniz büyük olay olmuş. İlgisiyle sizi şaşırtan diğer ülkeler hangileri?
– Kore, Tayvan, Singapur, Japonya, Latin Amerika… Konser vermediğimiz ülke kalmadı. Sıra diğer gezegenlere geldi… Nereye gitsek büyük ilgi görüyoruz, her yerde dinleyicimiz paylaşıma açık. Konsere gelenlerle sohbet ederim, konuştuğum dinleyicilerden çok sıcak tepkiler alıyorum. Emprovizasyon, klasikler, caz hakkında sohbet ediyoruz. Bizimle ilgili neredeyse her şeyi biliyorlar.

Yeni CD hazırlıyor

Müziğin farklı alanlarında çalışmalar yapıyorsunuz. Konçertolar, bale ve film müzikleri besteliyorsunuz. Yoğun bir konser trafiğiniz var. Ders veriyor, düzenlemeler yapıyorsunuz. Bir yandan da Sting, Elton John gibi isimlerin sürekli çalıştığı bir stüdyoya sahipsiniz. Mutlaka çalışırken onlara da fikir veriyorsunuzdur. Bu yoğun tempoda öncelikleri nasıl ayarlıyorsunuz? Turnelerden sonra mutlaka eve kapanıp sadece klasik bestelerle uğraşmak gibi alışkanlıklarınız var mıdır mesela?
– (Gülüyor) Aynen öyle yapıyorum. Turneden sonra eve kapanır ve klasik besteler üzerinde çalışırım. Trompet ve keman konçertolarından sonra bir de “mass” besteledim. Stüdyom varken kayıt yapan sanatçılara fikir verirdim. Tabii yardım istediklerinde. Stüdyoyu 10 yıl kadar önce devrettim. Avrupa’nın en iyi donanıma sahip stüdyolarından biri. Hâlâ çok başarılı, birçok sanatçı tarafından tercih ediliyor.
Çekmecenizde gün ışığına çıkmayı bekleyen konçertolar, bale müzikleri var mı?
– Olgunlaşmayı bekleyen bazı fikirler var sadece. Çekmecemde gizlediğim bestem yok.
Klasik müzikte hayallerinizi süsleyen, henüz yazmadığınız eser?
– Caz üçlüsü için bir CD hazırlıyorum. Daha sonra klasik bestelere sıra gelebilir. Gerektiğinde çok çabuk yazarım. Konçerto ya da caz farketmez. Önemli olan esinin gelmesidir. Müzikte mutlaka hedeflerin, amaçların olması gerekmez. En güzeli ilham geldiğinde harekete geçmek.
Caz piyanistleri arasında en sevdikleriniz hangileri?
– En sevdiğim piyanist Keith Jarrett. Genç piyanistleri pek bilmiyorum.

Eminem’den 10 milyon dolar tazminat istiyor

CD almasanız bile radyoda rastladığınızda hip hop, rap, asit caz, house gibi moda olan ticari müzik örneklerini dinler misiniz?
– Dinlediğimi söyleyemem. Zamanım yok böyle şeylere. Cazcıların emprovizasyonlarını, yorumlarını ve klasik müzik dinliyorum. Bunlar bana çalışmalarımda esin veriyor.
Peki Eminem’in “Kill You” adlı parçasının sizin “Pulsion” adlı bestenizden çalındığını nasıl farkettiniz?
– Oğlum farketti. (Gülüyor)
10 milyon dolarlık tazminat davası açtığınıza göre elinizde sağlam kanıtlarınız vardır herhalde. Bildiğim kadarıyla uluslararası standartlarda 8 mezürden sonrası çalıntı kabul ediliyor. Eminem kaç mezür çalmış?
– Baştan aşağı benim bestem. Dört dakika 35 saniye boyunca her şey aynı. Hesaplamak zor ama ben diyeyim 40 siz deyin 60 mezür…
Eserinizin bir cinayet çağrısına dönüşmesi sizi rahatsız etti mi; dava açtıktan sonra Eminem’le tanışma saadetine eriştiniz mi?
– Hayır, hiç karşılaşmadık. Eminem’in ne düşündüğünü bilmiyorum, istediğini yapıyor. Ama besteye saygı göstermeleri gerekir. İzin almadan başkasının bestesini kullanamazlar. Bu müzik dünyasında kabul edilebilir bir davranış değil; bunun iyice anlaşılması gerekir.
Dava açalı yedi ay oldu, sonuç alabildiniz mi; CD’nin satıştan çekilmesini ve radyolarda çalınmamasını talep etmiştiniz, kabul edildi mi?
– Dava henüz sonuçlanmadı. Uzun sürecek. CD satışının durdurulması talebim ise plak firmasının üretimini ve satışını artırmasıyla sonuçlandı. (Gülüyor) Çünkü dava nedeniyle CD’sinin reklamı oldu.
Sayenizde Eminem biraz daha şöhret ve servet sahibi oldu öyle mi?
– (Kahkahalar) Ne yapabilirim ki? Amerika’ya gidip CD fabrikalarını durduracak gücüm yok ne yazık ki. (Gülüyor) Gerçekten çok tuhaf bir durum… Sonucu birlikte göreceğiz.
Eminem epeyce saldırgan bir zat, herhalde fanatikleri de aynı yolun yolcusudur. Tehdit alıyor musunuz?
– Hayır, tehdit almadım. Saldırganlık şöhret olmak için iyi bir yol ama ruhlarının derinlerinde sadece saldırganlık olduğunu sanmıyorum…
Müzik dünyasından demeçleriyle sizi destekleyen oldu mu?
– Eminem gibi çok ünlü biri hakkında dava açınca tüm basının ilgi odağı haline dönüşüyorsunuz. Ama söyleyecek fazla şey yok. Konu yargıda, sonucu bekliyoruz.

Pekineller istedi ben yazdım

1997’de Pekinel Kardeşler ile konserler vermiş ve bir CD kaydetmiştiniz. Emprovizasyon geleneğinden gelmeyen müzikçilerle çalışmak sizi zorladı mı, sonuçtan memnun musunuz?
– Fikir Pekinel Kardeşler’den çıkmıştı. Benden Bach konçertoları üzerine caz duygusuyla bir eser yazmamı istediler. Emprovize yapamadıkları için dinleyicide bu duyguyu yaratacak bir partisyona ihtiyaçları vardı. Fikir aklıma yattı. Do minör ve do majör konçertolar üzerine ve re minör üçlü konçerto üzerine caz doğaçlaması havası veren, kadans gibi bölümler yazdım. Konserde Pekineller bu bölümleri çaldı, ben doğaçlama yaptım. İstanbul ve Avrupa’da konser verdik. Repertuar “Take Bach” CD’sinde yayımlandı. Albüm övgüyle karşılandı.
Pekineller’den başka Türk müzikçiyle karşılaştınız mı, birlikte çalıştınız mı?
– Türk müzikçilerin dünyasına uzağım. Amacım daha çok beste yapmak, bunları seslendirmek. Başka müzikçiler için çalmak ya da caz üçlüme başka müzikçileri davet etmek bana cazip gelmiyor.

Müzikte emeklilik olmaz

Avustralyalı bir gazeteci ne zaman emekli olacağınızı sormuş, “67 yaşındayım, her geçen gün biraz daha gelişiyorum” demişsiniz. Gelecekte kendinizi bazı alanlarda kısmen emekliye ayırıp diğer alanlara odaklanmayı da düşünmüyor musunuz?
– Yeni çalışmalara, sırada bekleyen fikirlere odaklanacağım. Şu anda yeni repertuarla konserler veriyorum. Klasik yorumlamanın getirdiği sorunları çözmeye çalışıyorum. Gelecek hafta her şeyi bir kenara bırakıp yeni CD için çalışmaya başlayacağım. Her gün yeni bir fikir çıkıyor. Müzikte emeklilik olmaz.
Yeni CD ve sıradaki projeden bahsedebilir miyiz biraz, sırada hangi besteciler var?
– Yayımlanan CD Haendel’in müziği üzerine. Yeni albümde hangi besteciyi ele alacağımı bilmiyorum. Muhtemelen tek bestecinin eserleri olacak; fakat henüz karar vermedim. Sanıyorum 2003’te kaydedeceğim.
Dinleyicilerinize konserden önce bir mesajınız var mı?
– Kaliteli olması koşuluyla müziğin her türünü dinleyin: İyi yorumcular tarafından çalınan klasik müzik ya da yaratıcı müzikçiler tarafından çalınan caz… Hiç farketmez. Bizim yaptığımız ikisinin ortasında bir şey… Biraz klasik, biraz caz…
(Serhan Yedig / Aralık 2002 / İş Müzik)

Linkler

Kişisel web sayfası
Biyografisi

Share.

Leave A Reply

8 + nineteen =

error: Content is protected !!