Erkan Oğur / Yakında susacağım, sadece bestelerimle konuşacağım

0

“Dönmez Yol,” Erkan Oğur ‘un kendi adıyla yayımladığı ikinci, 45 yıllık müzik serüveninin 14’üncü albümü. 2012 Nisanı’nda piyasaya çıkan CD’de perdesiz gitardan çelloya, kemandan kopuza 10 farklı enstrüman çalıyor. Bunların arasında “çellogitar” gibi kendi geliştirdiği çalgılar bulunuyor. Son 30 yıldaki çalışmalarından kesitler içeren albümün notlarında Oğur, “İnsan varlığının müzik olduğunu anladığında susar” diyor. Bir süre sonra icracı olarak tamamen susmaya, sadece besteleriyle konuşmaya hazırlanıyor. İşte kendi sözleriyle “Dönmez Yol”…

Adıma albüm yapmasam da çalışmalarım sürüyor

Kendi adıma albüm yayımlama ihtiyacı duymuyorum. Telvin üçlüsüyle, İsmail Hakkı Demircioğlu’yla çalışmalarımın, film müziklerimin yayımlanması bana yetiyor. Telvin, Demircioğlu, Mikhail Arslan, Derya Türkan’la yılda yaklaşık 100 konser veriyorum. Konserlerin terapik etkisi beni mutlu ediyor, hatta şifa niyetine çalıyoruz. Kayıt da yapıyoruz, fakat yayımlama çabam yok. “Dönmez Yol” prodüktörüm Hasan Saltık’ın talebi üzerine ortaya çıktı. 19 icradan 17’si geçmişte kaydedip bir kenara koyduğum, bir kısmı belgeseller için yaptığım müzikler. Üçü yeni kayıt.

Kimi müzikler stüdyoda doğaçlama yaparken bir seferde çıktı, kimilerinde istediğim estetik düzeyi yakalamak için haftalarca çalışmam gerekti. Örneğin Hatayi’nin şiirini uzun süre cebimde gezdirdim, her fırsatta okudum. Sonra bir gün stüdyoya girip tek seferde doğaçlama “Kadim”i kaydettim. Çam ağaçlarından, insanlardan bahseden bu şiir Okan Avcı’nın aynı adlı belgeselinde kullanıldı. Daha sonra öğrendiğime göre Avcı geçmişte bir trafik kazası geçirmiş, üstüne düştüğü çam ağacı sayesinde hayatı kurtulmuştu. Beni en çok uğraştıran ise Levent Güneş’in “Mardin Dağları”nda adlı bestesiydi. Film müziği olarak öyle güzel söylemişti ki, eseri içselleştirip kendi yorumumu getirmem çok zor oldu. Haftalarca çalıştım, kayıt yaptım. Hatta albümde kullanmaktan vazgeçtim. Hasan Saltık’ın ricasıyla albüme girdi.

30 yıl sonra keman çaldım

Aşk Dansı, gençlik yıllarında hayalini kurduğum senfonik eserdi. Nota kağıtları almış, günlerce hazırlanmıştım. 24 enstrüman için yazmaya başladım, üç ölçü yazdıktan sonra ne kadar cüretkar bir işe girdiğimi gördüm. Bu senfoninin çekirdeğini yeni albümde farklı bir şekilde yorumladım. Eserde çocukluğumda çaldığım kemanın sesini duymak istiyordum. Uzun yıllardır elimi sürmemiştim. Kemanla stüdyoya girdim, herhangi bir ön hazırlık yapmadan içimden geldiği gibi kaydettim. Keman gibi çelloyu da bazı eserlerde herhangi bir iddia taşımadan, endişe yaşamadan içimden geldiği gibi çaldım.

Eric Satie ile ses akrabalığımız var

Fransız besteci Eric Satie’nin solo piyano eserlerini seviyorum. Bu eserlerin ruhu bana çok yakın geliyor. Ege ve Antik Yunan kültüründen etkilenmiş. Örneğin “Gnossienne”ler Girit’teki antik Knossos tapınağından esinlenmiş. Fakat klasik piyanistlerin bu eserleri yüksek tempoyla seslendirdiği kanısındayım. Müziği derinliğine kavuşturmak için daha ağır icra edilmeli. 1 numaralı Gnossienne’i bu bakış açısıyla, kendi yaklaşımımla yorumladım. Bu ilk denemem değil. Geçmişte Bach’ın bir eserini de seslendirmiştim. Fakat özgür bakış açım klasikçiler tarafından eleştirilmişti.

Yeni renkler, ifade biçimleri arıyorum

Farklı ses renkleri, ifade biçimleri arayışım sürüyor. İfadede sadeleşmeyi, az unsurla çok şey anlatmayı, sessizliği daha iyi kullanmayı deniyorum. Yeni ses renkleri bulmak için, Freiburg’da yaşayan enstrüman yapımcısı Erşen Aycan’la yeni enstrümanlar geliştiriyoruz. Yaklaşık 15 yıl önce yaptığım, birbirine yapışık perdeli ve perdesiz gitarları iki yüzlü gitarlara dönüştürdüm. Hafifledi, pratikleşti. Çelloyu gitar gibi çalmak istemiştim, viola da gamba’yı çağrıştıran altı telli bir çello-gitar yaptım. Bu enstrümanları yeni albümde kullandım. Bugünlerde, Foça’da bulunan antik çağdan kalma lirden esinlenerek gitar ve çeng gibi çalınabilecek 18 telli bir enstrüman üzerine çalışıyorum. Henüz tasarım aşamasında, ortaya çıkmadı daha.

Her bestem Harput’a uzanıyor

Bu albümde 1982’den bugüne besteler var. Hepsini yanyana koyup dinlediğinizde, farklı karakterdeki parçalarda bile çocukluğumun geçtiği Harput’un renklerini, ruhunu görüyorsunuz. Sanıyorum bu müziğimin omurgası, başlıca karakteristik özelliği. Harput’la ilgili son bir düşüm var, bunu gerçekleştirdiğimde yorumculuğu bırakacağım. Yörenin geçmiş ve bugünkü müziği, tüm bu birikimin bendeki yansımalarını üç ayrı CD’de toplamak istiyorum. Bu kapsamlı bir proje olacak. Öncesinde Elazığ’ın özgün seslerini bozulmadan koruyan Işıkhacılar, İçmeler gibi köylerinde inceleme yapmam gerekiyor. Albüm yayımlandıktan sonra  yerel referanslar içermeyen, soyut bir müziğe yöneleceğim.

Bu yaz akustik gitara yoğunlaşacağım

Bugüne kadar istediğim kalitede İspanyol yapımı gitarım olmamıştı. Bir süredir akustik gitar üzerine çalışmak istiyordum. Gevrek tınısını çok özlemiştim. Geçen ay bir İspanyol flamenko gitarcısı aradı, bir eserimi seslendirmek için izin istedi. Telif ücretini kendi seçeceği bir gitarla ödemek koşuluyla, eseri seslendirmesini kabul ettim. Şimdi çocuk gibi heyecanla bu enstrümanın gelmesini bekliyorum. Sanıyorum yaz ayları akustik gitar çalışmalarıyla geçecek.
(Serhan Yedig / 7 Nisan 2012 / Hürriyet)

Linkler

Erkan Oğur’un Resmi Facebook hesabı

Erkan Oğur’un resmi Twitter hesabı

Share.

Leave A Reply

four × five =

error: Content is protected !!