Muhal Richard Abrams / Caz kılıktan kılığa girer, durmadan gelişir, bizi yaşama yaklaştırır

0

Klarnetçi, çellist, besteci Muhal Richard Abrams’ın 1960’ların başında Şikago’da kurduğu AACM akımı cazı kulüplerden konser salonlarına taşımış, sonsuz doğaçlama özgürlüğünü getirmişti. 2017’de, 87 yaşında hayata veda eden Adams, 1980’lerde yayımlanan röportajda yaptıkları işin dünyada benzeri olmadığını söylüyor.

 

Şikago’daki Association for the Advancement of Creative Musicians (AACM/Yaratıcı Müzikçileri İlerletme Derneği) son 20 yılda ne kadar yol aldı?
— Ben işleri bu açıdan görmüyorum. Doğası gereği, bu iş sürekli evrimde. Hepimiz gerek AACM gibi derneklerin gerçekleştirdikleri işin, gerek derneğe üye olmayan başka müzikçilerin varlığının daha çok bilincine vardık; ancak elde edilen sonuç, AACM’ye üye müzikçilerin bütün dünyaya kendilerini değişik biçimde tanıtmaları oldu.

AACM’nin farklı iki yüzü var

AACM’nin kurucularındansınız, ama sanırım şimdi yönetimini başkalarına bıraktınız, artık başkan değilsiniz…
— Hayır, artık böyle bir sıfatım yok. Yalnız, her ne kadar ortada tek dernek olsa da iki değişik yüzü var: Biri, sizin de tanıdığınız müzikçilerin – benim. Art Ensemble’ın ve daha başkalarnın- oluşturduğu uluslararası yüz; ama bir de yerel yüz var. Sözünü ettiğimiz müzikçilerin kimisi gerçekten üstün sanatçılar. Ama uluslararası sahneye ya da ulusal sahneye çıkamamışlar. Dolayısıyla, sonunda büyük bir birlik oluşturan iki takımın bulunduğunu söyleyebiliriz.
AACM’nin başlangıç ereklerinden biri, müzik öğretimini desteklemekti…
— Aynı zamanda, bu müziğin bütün dünyaya dağılmasını sağlamak…
Şimdi zamanımızın yarısını New York’ta, yansını Şikogo’da geçiriyorsunuz. Bu birtakım sorunlar yaratıyor mu?
— Hayır. İyi bir çalışma oluyor! ABD’de, New York önemli bir pazar. Sanatçı çıkış noktasının dışında tanınmak istiyorsa er geç New York’la alışverişte bulunmak zorunda.
Bize, ortak düzenleyicisi olduğunuz New York Columbia Üniversitesi şenliğinden söz eder misiniz?
— Columbia Üniversitesi’nin radyosu WKCR, dört-beş gün içersinde bütün AACM’nin müziğini yayınlamayı tasarlayan bir radyo şenliği düzenlemeye karar verdi. Benden, yayınlarla çakışacak dinletiler düzenlememi istediler. Şikago’ya dönünce, Şikago’lu, New York’lu müzikçileri, ABD’deki elimin erdiği bütün müzikçileri bir araya toplamaya çalıştım ve bir program yaptım. İlk gün, vurmalı çalgıları kullanan Ajaramu’nun (Jerol Donavon) bir dinletisi olacak, henüz isminden söz edilmiyor, kısa bir süre önce New York’a yer-leşmek üzere Şikago’dan ayrılan müzikçilerden biri… Kendi grubuyla çalacak, içlerinde AACM üyesi, henüz tanınmayan birçok genç var. İkinci bölümde, Douglas Ewart’la, bütün üflemeli çalgıları kullanabilen George Lewis’i dinleyeceğiz; üçüncü olarak, şenliğin ilk akşamı Anthony Braxton, Leroy Jenkins ve Leo Smith’ten oluşan bir üçlü çalacak. İlk işe başladıklarında, Paris’e gittikleri zaman, bu üç müzikçinin de katıldığı bir toplulukları vardı: Creative Construction Company… Bu üç sanatçının bir araya gelmesi, bir bakıma, eski günlerin geri gelmesi olacak. İkinci gün, Şikago’lu genç bir topluluk Third Wave Ensemble çalacak, ikinci bölümdeyse, Kalaparusha (Maurice Mclntyre) … Bir süredir New York’ta. Üçüncü dinleti, Air Topluluğu’nun. Üçüncü akşam, Amina Claudine Myers var. Piyano çalıyor; ayrıca şarkı da söylüyor. O da New York’ta. Benim büyük orkestrada çaldı… Ondan sonra, George Lewis tek başına çalacak. Üçüncü topluluksa, Howard Lee’nin de katıldığı bir dörtlü. Dördüncü akşamsa (Adegoke) Steve Colson’la Wallace McMillan’ın yönettikleri bir topluluk var. Steve Colson, derneğin genç üyelerinden.
McMillan plaklarımdan birinde çaldı (Things to Come from Those Now Gone), 73’te benimle Berlin’e geldi. Son gecenin ikinci bölümü AACM Orkestrası’na, yani bir bakıma hemen herkese ayrıldı. O arada, radyo da bütün gün band ve plak çalacak, salt AACM müziğini.

Kiminle çaldığım önemli

Derneğin kuruluşundan bu yana yaptığı müziği mi?
— Evet. Elde bulunanları tabii. İlk plağımızı Roscoe Mitchell’in Sound’uydu (Delmark DL 408, 1965).
Çok değişik boyutlardaki topluluklarda çalışıyorsunuz: büyük orkestralarda, beşlilerde (Yeni Şikago Havaları), dörtlülerde, son olarak da Anthony Braxton’la bir ikili kurdunuz… Belli bir topluluk biçimini yeğler misiniz, yoksa en değişik kuruluşlarla deneme yapmaya devam mı edeceksiniz?
— Doğrusunu isterseniz, her şeyi yapabilirim. Ama yapmıyorum! Bütün iş müzikçilerin kim olduklarına bağlı. Örneğin, ancak ikili, üçlü çaldıklarım var. Kimi zamansa, Barry Altschul gibi, birlikte plak doldurmam gerekenler çıkıyor… Harika bir kayıttı, ama ille de kendi özel topluluğum değil bu..
Bu da bir deneme türü mü?
— Bir bakıma öyle, biraz da uyum işi. Barry harika bir müzikçiydi, dolayısıyla hiç bir sorun çıkmadı. Dave (basçı David Holland), bir de Sam Rivers, George Lewis katıldı kayda. AACM üyeleriyleyse, her şeyi, sözün gerçek anlamıyla her şeyi yapabilirim, ikili, üçlü çalabilirim, çünkü daha bu iş dünyaya yayılmazdan önce başladık biz böyle çalışmaya. Şimdi bütün iş, nicedir yaptığımızı dünyaya dağıtmak, yaymak. Bu sorunla uğraşıyoruz.
Para açısından, büyük bir orkestrayla çalışmak zor değil mi?
— Düzenli çalışmak demek istiyorsanız, evet, zordur.
Hattâ müzikçileri bir araya getirmek bile?
— Hayır, AACM’de sanatçıları bir araya getirmekte en küçük bir güçlük çekmeyiz. Şunu demeniz yeter; bakın, ben şöyle bir şey yapmak istiyorum, şunun için size güveniyorum; toplanır, isteneni yaparız. Nerde olursak olalım. Hiç bir sorunla karşılaşmayız.
Büyük orkestranız yakınlarda Şikago’da çalmadı. Siz Şikago’da olmadığınız için mi?
— Baş neden bu. Büyük bir orkestra kurmuştum, ben gidince, işi ayakta tutamadılar. Ama yakında yapacaklarından, beklemekten bıkacaklarından eminim.
İkililere, üçlülere düşkünlüğünüz insana klasik çağ öncesinin müziğini anımsatıyor, Anthony Braxton’la kaydettiğiniz plak (Duets 1976, Arista) zaman zaman ortaçağ ya da yeniden doğuş çağı müziğine benziyor…
— Bizi belli bir müzik türü içine oturtmakla yanılgıya düşüyorlar. Biz müzikçiyiz. Her şeyi çalabiliriz, çünkü her şeyi çalabilmeye yeteneğimiz var, her şeyi dinleriz. Ama doğaçtan çalan kişileriz, içlerinden geldiği gibi çalan müzikçileriz, buysa çok önemli bir ayrımdır.

Caz sözcüğünü kullanmam doğaçlama demeli

Klasik müzik de çoğu kez doğaçtan çalınırdı.
— Evet, ama epeyce değişik biçimde. Doğaçtandı, ama büyük bir olasılıkla belli bir biçime bağlıydı; nitekim, gerçekten de öyleydi. Bizim giriştiğimiz denemeyse, bildiğiniz gibi, bir dizi doğaçtan çalmayla her şeye götürebilir insanı. Her şey olabilir. Müzikçi, arzuladığı şeyi yapar. Temel ayrım bu. Bütün müzik tarihinde, Amerikan müziğininkine benzer bir doğaçlama yok. Şimdiye dek, “caz” denen şeye benzer bir tür görülmedi yeryüzünde. Kendi payıma, ben “caz” sözcüğünü kullanmıyorum. Hiç bir ülkede, Afrika’da bile böylesine doğaçtan çalınan müzik görülmedi. Bu büyük bir ayrımdır işte. Bizim müziğin size barok müziği ya da herhangi başka birini anımsatmasına gelince, eğer kulağınıza öyle geliyorsa, öyledir.
Ben bunu derken özellikte bas saksafon gibi çalgılar düşünüyorum..
— Bakın, bir de şunu söylemek istiyordum. İsterseniz Beethoven’e ya da başka bir besteciye dek uzanın, bizim yaptığımıza benzer bir şey bulamazsınız. Örneğin, algılama düşüncesini alın. İnsan, bugüne dek ele alınıp incelenmemiş bir sürü şey ya da düşünce algılayabilir. Dolayısıyla, belli bir alanda çalışır, bütün çabalarınızı bu alana yöneltirken, gerçekleştirilen algıların ortanın aşağısına düşmesi olası mıdır? Biz müzikle uğraşıyoruz, dolayısıyla Beethoven’in zamanındaki düşünceler ya da isterseniz sesler diyelim, hâlâ ortalıkta. Bundan ötürü, günümüz müzikçilerinin – özellikle doğaçtan çalan müzikçilerin – bu türlü sesleri aramalarında, düşünmeden bu türlü sesleri seçmelerinde şaşılacak bir yan yok. Biz klasik müziği inceleyip öğrenmiyoruz; müzik öğreniyoruz. Caz müziği de öğrenmiyoruz; müzik öğreniyoruz yalnız. İşte bu noktadayız. Doğrusunu isterseniz, caz adı verilen bir müzikten geliyoruz elbet ama “caz” durmadan gelişen, bin türlü kılığa giren, bizi yaşama yaklaştıran bir müziktir. Yaşarken bin türlü insan görürüm. Bütün dilleri duyarım. Budur işte müzik, insan böyle düşünürse, müziğin bir sürü biçime girebileceğini ya da değişik çağların müziğini anımsatabileceğini anlar.
(Jean-Loup Bourget / Jazz Magazine / Çeviren: Bertan Onaran)

Linkler

Biyografisi

AACM Chicago

Share.

Leave A Reply

15 − fifteen =

error: Content is protected !!