Roland Dyens / Klasikçilerin çoğu vampir gibidir

0

Tunus doğumlu Fransız klasik gitarcı Roland Dyens sivri dilli, sıradışı bir müzikçi. Paris Konservatuvarı’nda öğretim üyesi olmasına karşın, akademisyenleri yerden yere vurmaktan çekinmiyor. Klasikten asla vazgeçmeyeceğini söyleyip, fırsatını bulduğunda klasik müzik çevrelerini çok öfkelendirecek yorumlar yapıyor. Bestelerinde sürekli yeni anlatım biçimleri arayan Dyens, 2009’da İstanbul’da konser vermişti. Yedi yıl sonra, 61 yaşında hayata veda etmişti. İşte kendi ağzından “kışkırtıcı” bir gitarcının portresi.

 

Meraklı ve açgözlü bir klasikçiyim

Klasik müzikçiyim. Açgözlü denecek kadar bilgiye düşkün, çok meraklı bir besteci ve icracı… Bir eleştirmen “elleriyle klasikçi, beyniyle cazcı” diye yazmıştı benim için. Doğru. Gezgin ruhluyum. Cazın dünyasına seyahat edip, pazarından alışveriş yapıp, yine kendi dünyama dönmeyi seviyorum. Aslında tüm müzik türleri ilgimi çeker. Hatta çok esnek olduğumu söyleyebilirim. İsveç’teki bir halk müziği festivalinde, gitarımla şarkıcıya bile eşlik etmiştim…
Beste yaparken öncelikle kendime karşı dürüst olmaya çalışırım. Çünkü müzikte dürüstlük pek kolay bir iş değildir. İçindeki küçük diktatörlere karşı savaş vermen gerekir. Yenilikçi olmak istiyorsan, önce çağdaş müzik diktatörü çıkar karşına. Tuzağına düşmemek zordur, ben de çok kez düştüm. Bir başka tuzak farklı öğeleri, bütünlük taşımayacak şekilde bir araya getirip, çorba yapmaktır. Mesela Piazzolla üzerine yazılan bir eserde, onun eserlerinden kesitler alıp, kolaj oluşturmak bence çorba yapmaktır. Kolaj yapmam, farklı renklerden bir füzyon oluşturmayı severim.
Beste emprovizasyonla başlar. Gitarı düşünerek beste yapmaya koşullamam kendimi. Tam tersine gitarla çalınamayacak müzikler hayal ederim, bunları gitarla çalabilecek hale getirmeye çalışırım. Bu sayede yeni teknikler geliştirme, gitar açısından hiç uygun olmayan bir ifadeyi tam tersine dönüştürme fırsatı çıkar. Konçerto besteliyorsam, son şeklini vermeden önce, gitar bölümlerini bile piyanoda dinlemeyi tercih ederim.

Klasik gitarcıların çoğu
Gitarın coğrafyasını bilmez

Müzikçinin elindeki enstrümanın özgün coğrafyasını bilmesi gerekir. Klasik gitarcıların çoğu gitarın tarihini bilir, fakat coğrafyasını bilmez. Diğer taraftaki caz gitarcıları, popüler müzikçiler enstrümanlarının coğrafyasını bilir. Yani sol elleri gitarın perdeleri üzerinde gezinirken yabancılık hissetmez. Bu sayede doğaçlama yeteneğine sahiptir. Tempoyla oynamayı, yani rubato yapmayı iyi becerirler. Klasikçiler gerçek rubato yapmayı bilmez. Cazcılar gibi ben de gitarımın coğrafyasını bilirim. Bu nedenle doğaçlama yaparken kendimi özgür hissederim, doğaçlama yapmaktan korkmam, çünkü yolun ortasında kaybolmam.

Klasik müziğin vampirleri

Resitallerime hep doğaçlamayla başlarım. Dinleyicimi yepyeni, taze, bilinmeyen ezgilerle selamlarım. Tıpkı geçmişin lut çalan gezici ozanları gibi. Bir yorumcu emprovizasyon yapamadan nasıl yorumcu olur, anlamak mümkün değil. Heykeltraşlar heykel yapar, ressamlar resim. Bir müzikçi kendi ezgisini yaratamadan nasıl sadece icracı olmakla yetinebilir? Klasik müzikteki çoğu icracı vampir gibidir, başkalarının kanını emmekle yetinir. Bestecilerin eserlerini icra ederek yaratıcılığımızı sergiliyoruz, derler. Bu yaratıcılık değildir. Yaratıcılık öncelikle bomboş, bembeyaz bir sayfayla yüzleşmek demektir. Schumann’ı, Sor’u icra etmek, tekrarlamaktır, yaratmak değil… Evet, birçok büyük besteci icracı olarak ortaya çıkmaz, tek nota yazmayan birçok büyük yorumcu var. Benim dostum hem besteci hem de yorumcu olanlar. Klasik müzikte yüzyıllarca kuşaktan kuşağa aktarılan emprovizasyon geleneği, 19.yy’ın ortalarında herhalde hayalgücü olmayan bir çılgın yorumcu tarafından bozulmuş. Bu çılgın, konçertonun doğaçtan çalınması gereken bölümü için besteciden standart bir kadans yazmasını istemiş. Sonrasındaki klasik icracılar da bu yoldan yürümeyi tercih etmiş.

Sessizlik müziğin vazgeçilmez parçasıdır

Müzikte en sevdiğim ögelerden biri de sessizlik. Önemini çok kısa zaman önce fark ettim. Yeterince yaşlanmak gerekiyormuş bunu görmek için. 20 yaşında bir öğrencinize sessizliğin öneminden bahsetseniz bunu sadece beyniyle, düşünsel olarak algılar. Çünkü gençler için müzik ses demektir. Peki sessizlik nedir? Müziğin bittiği yerde başlayan mı? Hayır! Resimdeki boşluklar gibi, iki nota arasında da sessizlik olabilir. Tıpkı çalınan son notaymış gibi, hatta bu notanın düştüğünü görebilmelisin. Tıpkı bir tenis oyuncusunun son anda topa vurması gibi. Böylesine müthiş bir duygudur işte…
(Classical Guitar’da yayımlanan “The Sound and Silence” ve TaR Dergisi’nde yayımlanan “An interview with Roland Dyens” başlıklı röportajlardan Serhan Yedig tarafından derlenmiş, 14 Mart’ta Hürriyet’in Keyif ilavesinde yayımlanmıştır.)

2009’DA YAŞAYAN EN İYİ 100 GİTARCI ARASINDAYDI

Dyens, Tunus’ta doğdu. Dokuz yaşında Paris’te gitar dersi almaya başladı, 13 yaşında İspanyol usta Alberto Ponce’nin öğrencisi oldu, 14 yaşında Brezilya’daki Palestrina, İtalya’daki Alessandria yarışmalarında ödül kazandı. Paris Konservatuvarı’nı armoni, kontrpuan, analiz sınıflarından birincilikle bitirdi. 33 yaşında, Fransız  “Guitarist” dergisince tüm stillerde  “Yaşayan En Ýyi 100 Gitarcı ” seçildi. İkisi gitar konçertosu olmak üzere orkestra için üç geniş kapsamlı eser, çok sayıda solo eser besteledi. Bazı besteleri önemli uluslararası gitar yarışmalarının zorunlu repertuvarına girdi. Paris Konservatuvarı’nda ders vermeyi sürdüren Dyens’ın bugüne kadar 12 albümü yayımlandı. Tunus kökenli olmasına, Endülüs ve Kuzey Afrika kültürüyle büyümesine karşın Dyens’ın müziğinde Latin kültürünün çok daha derin izi var. Röportajlarda kendini Tunus’tan çok halkıyla, kültürüyle Brezilya’ya yakın hissettiğini söylüyor. İstanbullu müzikseverler Dyens’ın bestelerini birkaç yıl önce Yunan gitarcı Elena Papandreou’nun sadece Dyens bestelerinden oluşturduğu resitallerde dinlemişti. Bu kez yenilikçi müziğini kendisinden dinleme fırsatı bulacak.

Linkler

Biyografisi
Kişisel web sayfası

Facebook sayfası

Share.

Leave A Reply

two − one =

error: Content is protected !!