Çağ Erçağ / Müzik benim için hayatla başa çıkma aracı

0

Borusan Dörtlüsü ’nün çellisti Çağ Erçağ, 34 yaşında. BİFO dinleyicilerinin arasındaki lakabı “küpeli”, dörtlüdeki ise “müzik kutusu.” Eline aldığı her notayı hiç zorlanmadan çalması, farklı üsluplardaki eserlerde müzikalitesini koruması nedeniyle bu ismi ona uygun görmüş arkadaşları. Dinleyicilerini şaşırtmayı seviyor. Bir bakıyorsunuz kendi bestesini Fazıl Say ’la seslendiriyor, bir bakıyorsunuz Teoman’la sahnede. Müziğe hayatla başa çıkma aracı olarak baktığını söylüyor: “Benim hayatla ilgili dertlerim var. Güçlü olandan yana şiddet uygulayan bu hayata karşı elimdeki tek şey müzik: İnsanlar arasındaki iletişimin en alt düzeyde olduğu günümüzde, uzlaşmak değil anlaşmak için yalvaran bir adamın monoloğu bu…”

“Babam her gün bana kulaklıkla müzik dinletirdi. Hiç unutmuyorum, üç yaşındaydım, Berlin Filarmoni eşliğinde David Oyştrah yorumuyla Beethoven’in keman konçertosunu, Fournier’den Dvorak’ın çello konçertosunu dinlerdim…

Deutsche Gramophone’un kasetlerini Vedat Dalokay, onunla çalışan dayıma hediye etmiş, o da müziksever babama vermişti. Babamın Beethoven aşkı meşhurdu ailede. Annem de Türk Sanat Müziği dinletirdi her fırsatta. Zaten evde hep radyo açıktı. İlkokula başladığımda, alışkanlık edinmiştim. Sabah uyanır, evden çıkana kadar konçerto dinlerdim. Bundan çok zevk alırdım.”

Çağ Erçağ, Ankaralı mütevazı bir memur ailesinin tek çocuğuydu. Annesi Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde idari personeldi; sesi güzeldi ve Türk Sanat Müziği meraklısıydı. Babası ise yem fabrikasının yöneticisiydi. Gitar ve bağlama çalardı. Hatta gençliğinde bir grup kurmuştu.

İlk enstrümanı bateri

İlkokul dördüncü sınıfta, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin çocuk korosuna girmesine halasının gazetede gördüğü ilan vesile oldu. Solfeji burada öğrendi. Nevit Kodallı, küçük koristin La Boheme’den bir bölümü eksiksiz söylediğini görünce babasını çağırıp, oğlunu mutlaka konservatuvar sınavlarına sokmasını önermişti. Çağ, sınavı kazandı. Babasına  “Ben artık asla normal okulda okumam, konservatuvara gideceğim” dedi. Perküsyon bölümüne kabul edildi önce.

“Günün birinde babama bu çalgıda neden melodi yok, deyip şikayet etmişim. Sınıfım değiştirildi.”

Keman ya da piyanoydu hayalindeki enstrüman. Hayatında daha önce hiç görmediği çello eline tutuşturulunca şaşırdı. “Bu çalgı neden bu kadar büyük, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Açıkçası, pek hoşlanmadım. Çelloya gönülden bağlanmam için aradan birkaç yıl geçmesi gerekti.”

Enstrümanına alışınca hocası Jozsef Györfy’yi şaşırtan hızla ilerlemeye başladı. Öğretilenin hep bir adım ötesini düşünüyor, zorlu teknikleri kendi çabasıyla çıkarmaya çalışıyordu. Dvorak’ın çello konçertosunu o kadar çok dinlemişti, çelloda çıkarmak için o kadar uğraşmıştı ki, ikinci sınıfa geldiğinde bu eserden pasajları kendi çabasıyla çalabiliyordu. “Hocalarım bana bakıp çok eğlenirdi. Hatta sınavda özellikle bu eseri çalmamı isterlerdi gülmek için.”

Gece okulda uyuyordu

Doğan Cangal’la çalışmasını büyük bir şans olarak değerlendiriyor. “Çok iyi bir pedegogdu. Navarra’nın öğrencisiydi. Fournier’in yaklaşımını çok severdi. Anlattıklarını çalarak göstermesi en büyük avantajımızdı. Böylece çok rahat öğrenirdik.”

Konservatuvar yıllarında arkadaşlarından topladığı kasetlerle geniş bir diskotek oluşturdu. Evdeyken sürekli bu kasetleri dinlerdi. Yeteneğine güvenip çok ders çalışmazdı. Lise son sınıfta aniden değişti, günlük çalışması 12 saate kadar uzadı. “Lise üç ve üniversitenin ilk üç yılında çok çalışmam gerektiğini fark ettim. Gece 24.00’e kadar okulda kalıp çalışırdım. Kimi zaman gizlice okulda uyuyup, sabah erkenden yine çalgımın başına geçerdim.”

1996’da konservatuvardan mezun oldu. 2004’e kadar okulunda araştırma görevlisi olarak çalıştı. Mezuniyetten sonra, ilk solo konserini vermek için tam üç yıl beklemesi gerekti. Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nı Gürer Aykal yönetmişti. 1999’dan 2004’a orkestranın viyolonsel grup şefliğini üstlendi. Bunu Borusan Filarmoni’ye seslendirdiği Saint Seans konçertosu izledi.

“Müzikle değil, sazımla uğraştım hep, sınırlarını genişletmeye çalıştım. Önceleri sahneye çıkmaktan çekinirdim. Solo konser deyince herkes bir kez düşünürse ben beş kere düşünüyordum. 2005’te Borusan Filarmoni’ye ve dörtlüye katılıp, Ahmet Ertuğ’un desteğiyle 1740 yapımı Petrus Guarneri’ye sahip olunca birden açıldım. Çekingenliğim ortadan kalktı.”

Ustalarla buluşma

Çağ Erçağ, yurtdışında eğitim görmemekle birlikte çok önemli ustalarla atölye çalışmalarına katıldı. Basel’de Janos Stalker’a Saint Seans’ın çello konçertosunu çaldı. Sol parmaklarını güçlendirecek esnetme hareketlerini öğrendi büyük ustadan. CSO’yla konser vermek üzere Ankara’ya gelen Arto Noras’la karşılaşması bir dönüm noktasıydı. Stradivarius çellosundan çıkan tondan öylesine etkilendi ki, sonraki yıllarda hep hafızasına kazınan bu ses karakterini aradı.

“Arşeyi köprüye yakın bölgede büyük baskıyla çektiğinizde ortaya çıkan titreşim çok karakteristiktir. Çalıcıyı rahatsız edebilir, fakat dinleyicinin kulağına ulaşan ton harikadır. Guarnieri’de görülen koyu, kıvamlı bir tondur. Ben hep bu tonu sevdim.”

1996’da Provance’da, Akdeniz Gençlik Senfoni Orkestrası’na katıldığında Louis Claret’le karşılaştı. Çello grubunu konsere o hazırlıyordu. Sekiz günde, toplam 28 saat birlikte çalıştılar. Sol elini örümcek gibi kullanmasından etkilendi.

Rafael Walfisch’ten aynı eseri seslendirirken bile vibratoları çeşitlendirmek gerektiğini öğrendi.

Eğitimini, ustalardan öğrendiklerini, yaşamını, kişiliğini birleştirip, 20’li yaşların sonunda çellodaki özgün tonunu oluşturdu. Doğaçlama sevgisi, diğer müziklere ilgisi onu hep farklı noktalara taşıdı. Navarra, Fournier ekolüne sokağın seslerini, haşarılığını ekledi: “Aydınlıkevler’de yaşıyorduk, meşhur Çinçin Mahallesi’nin karşısındaydık. Çok farklı arkadaşlarım vardı: pavyon sahiplerinin oğulları, kabadayılar, koluna jilet atanlar. Onlarla çok arabesk dinledim. Evde klasik, sanat müziği, halk müziği. Bugün çelloda emprovizasyon yaptığımda, makamları duyduklarını söylüyorlar. Ben makam bilmem, ama içimden böyle çalmak geliyor.”

15 konçertoluk repertuvar hazır

Erçağ’ın konçerto repertuvarında 15’e yakın eser bulunuyor. Haydn, Boccerini, Dvorak, Milo, Elgar, Schumann, Çaykovski, Şostakoviç, Voltermann eserlerini yorumladığı bestecilerden bazıları.

Son yıllarda doğaçlama tutkusunu bir adım daha ileri taşıyıp besteciliğe yöneldi. Halk ezgilerinden esinlendiği iki kısa eserini kendisi ve başka yorumcular birçok kez seslenirdi.

Öğrencilik yıllarından bu yana müzik zevkini, birlikte çalma coşkusunu paylaşmak için topluluklar kuruyor. 1996’da, henüz öğrenciyken, beş çellodan oluşan Ankira Çello Kentet’i kurmuştu. O yıl klasiklerden Piazzolla’ya uzanan bir repertuvar hazırlayıp, Akdeniz otellerinin anfitiyatrolarında 40 konser verdiler. 2002’de Murat Berk’le kurduğu Çellistanbul’la çalışmalarını sürdürüyor. Çok sevdiği piyanolu üçlüleri seslendirmek için farklı müzikçilerle  buluşuyor.

Çağ Erçağ, gelecekle ilgili hedefini tek cümleyle açıklıyor: “Dünyanın dört bir köşesinden, mümkün oldukça fazla müzikçiyle çalmak…” Geçen ay, icralarını Youtube’de dinleyen Ammanlı bir piyanistle birlikte Beyrut’ta konser verdi.

Kanun, perküsyon, vokal, piyano, çellodan oluşan dörtlüyle Arap ezgileri çaldı. “Ünlü orkestralarla, ünlü salonlarda çalma konusunu ise kendi haline bırakıyorum. Berlin’deki Konserthaus’da çalmak hayalimdi, geçen yıl Hüseyin Sermet ve Atilla Aldemir’le konser verdik. Belki günün birinde Berlin Filarmoni’yle de konser veririm…”

Lisanslı futbol oynadı, mutfakta iddialı

Çocukluğundan beri futbola meraklıydı Erçağ. Koyu Galatasaray taraftarıydı. 14 yaşında lisans aldı. Orta saha ve sol açık oyuncusu olarak PTT Spor, Ziraat Fakültesi, Aydınlıkevler ve Gençlerbirliği takımlarında oynadı. PTT Spor’daki takım arkadaşlarından biri de bugünün ünlü futbolcusu Murat Hacıoğlu’ydu. 17 yaşında, müzik ağır basınca futbolu bıraktı. Konservatuvar yıllarında bir yandan da karakalem desenler çiziyor, yağlıboya tablolar yapıyordu. Hobilerini sıralarken babasından kalma bir merakını söylüyor önce: Klasik Amerikan otomobilleri tutkusu. Ardından mutfak merakı geliyor: “Balık ve deniz ürünlerinde iddialıyım: Kalkan, karides, kalamar… Çok güzel mezeler hazırlarım.”

(Serhan Yedig / Şubat 2011 / Andante Dergisi)

Linkler

Borusan Dörtlüsü beş yaşında

Esen Kıvrak

Olgu Kızılay

Efdal Altun

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!