Münip Utandı / Sesine goygoy virüsü bulaşamadı

0

Klasik Türk Müziği erbabı, sahnenin sihrine kapılıp gereksiz yere ağdalı okuyan, sözcükleri yayıp, sesini dalgalandırarak şov yapan şarkıcıları eleştirirken “goygoylu söylüyor” nitelemesi yapar. Gazino sahnelerinden yayılıp, Zeki Müren dahil birçok soliste bulaşan bu virüsten korunmak zordur. Duru, sade üslubu, ender rastlanan ses rengiyle Darülelhan ekolünün günümüzdeki nadir temsilcilerinden Münip Utandı “Goygoydan hep uzak durdum, ama az kalsın onun yüzünden müziği bırakıyordum” diyor.

Alkışı alan, TV’lerin paylaşamadığı, el üstünde tutulanların neredeyse hepsi goygoylu söyleyenler. Takdir dalgasının çekiciliğine kapılmadınız mı hiç?
– Aldığım eğitim gereği bu akıma kapılmam mümkün değildi. Yakınımda hep gençleri doğru yola sevk eden büyükler vardı. Ekol olmuş solistleri dinleyerek başladım müziğe. İlk hocam Nevzat Atlığ. Mesut Cemil, Münir Nurettin‘le başlayan Bekir Sıtkı Sezgin, Meral Uğurlu, Alaaddin Yavaşça’yla devam eden Darülelhan (Konservatuvar) ekolünün temsilcisiyim. Meşhur olmak yerine sanatımda iyi olmayı yeğledim. Gazino ve şov dünyasından uzak durdum. 1976’da Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’na girdim, yıllardır bu koroda çalışıyorum. Ben de Türk Müziği’ni çağdaş anlayışla sunma çabasındayım. Ama bazı dinleyicilerin yorum ya da üslup sandığı goygoyla değil. Çünkü bu yolla geleneksel müziği geleceğe taşıyamayız.
Geleneği zedelemeden yorum nasıl çağdaşlaştırılabilir?
– Şimdilerde perküsyonlarla müziğe dinamizm getirme çabalarına tanık oluyoruz. Ben dinleyiciyi yormayan, dinginleştiren yaklaşımdan yanayım. Dinleyici şarkıların gölgesinde huzur bulmalı, ruhunun derinliklerine seyahat etmeli. İnsan sesinin ve bu müziğin ruhu tedavi edici bir özelliği var. Almanya’dan mektup gönderen bir dinleyicim, sesinizin psikiyatrik tedavi gören bir hastada ilaç yerine geçtiğini biliyor musunuz, diye yazmış. Klasik Türk Müziği fazlalıklardan arındıkça, sadeleştikçe çağdaş insana yaklaşır, ruhuna ulaşır. Bestecileri ve eserlerini derinlemesine inceleyerek yorumumu oluştururum. Mesela Hacı Arif saray hayatı yaşamıştır, Şevki Bey ise sokağa yakındır. Bazı eserlerin öyküsü vardır. Konser programlarını, CD’leri tüm bunları düşünerek hazırlarım. Deneylere açığım. Bir albümümde “Üsküdar’a Giderken”i hasbıhal şeklinde okudum. Bir halk ilahisinin arasında taksim, kaside denebilecek doğaçlamalar yaptım.

Hukuk diploması çekmecede

Hukuk fakültesinden mezun olup hiç avukatlık yapmamışsınız. Müzik hayatınıza üniversiteden sonra mı girdi?
– İlgi alanım geniştir. Yıllarca farklı uğraşları birlikte sürdürdüm. Örneğin öğrencilik yıllarımda yüzme, su topu, atletizm, masa tenisi gibi sporlarla uğraştım. Okul takımlarıyla şampiyonalara katıldım. İzcilik yaptım. Tiyatro ve pandomimle uğraştım. Gönlüm hep güzel sanatlardaydı. Ama ailenin tek erkek evladıydım, hukuk okumam istenmişti.
Ailenizde müzikle uğraşan var mıydı?
– Babam Osmanlıca’ya vakıf biriydi. Sesi çok güzeldi, Urfa divanlarını, hoyratlarını bilir ve çok güzel söylerdi. Amcam ressamdı. Dedem fahri müezzinlik yapardı, sesi güzeldi. Evde hep radyo dinlenirdi. Türk Müziği eserlerine kulak dolgunluğum radyo programlarıyla olmuştur. 14-15 yaşlarında teyzem önce mandolin, sonra gitar hediye etmişti. Mandolin dersleri aldım. 19 yaşında üniversite için İstanbul’a geldiğimde dostum Ruhi Ayangil’in yönettiği Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Korosu’na girdim. Sonra Dr. Ali Rıza Kural yönetimindeki Cerrahpaşa Korosu’na, Melahat Pars‘ın yönettiği Kadıköy Musiki Cemiyeti’ne ve Üniversite Korosu’na devam ettim. Bu uğraşın sonucunda 1976’da Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’na kabul edildim.
CD’lerinizin birinde eşiniz ve kızınız size eşlik ediyor. Birlikte konser verdiniz mi hiç?
– Eşim Ceyda Utandı, benimle birlikte Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda görev yapıyor. Kızımız Merve ise İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Temel Bilimler Bölümü’nden mezun oldu. Şu anda Haliç Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyor. Beş yıl önce kızımla CRR’de Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir konser vermiştik.
Tambur çalmaya ne zaman başladınız?
– Çok sevdiğim bir enstrümandı. Necdet Yaşar ‘la tanışmam fırsat oldu. Bir tambur edindim, kendi kendime öğrendim. İddialı değilim, sadece eser çalışırken ve ses ararken kullanıyorum.

Soyadı gibi mahcup

Tenorla bariton arasında geniş bir ses skalasına sahipsiniz. Şan tekniğinizi geliştirirken klasik müzikçilerden de yararlandınız mı?
– Bekir Sıtkı Sezgin, Rıza Rit, Meral Uğurlu gibi isimleri dinlemekle kalmadım, kendilerine birçok konuda danışma fırsatım oldu. Femmimuhsin yani iyi ağız sahibi olmak Tanrı vergisidir. Bu açıdan şanslıyım. Türk Müziği’nde de birçok şan tekniği mevcut: Alın sesi, diyafram kullanımı, boyun hareketleri, geniz arkası tekniği… İyi bir hafız kafa sesiyle operacı kadar etkili olabiliyor. Bu teknik bilgileri denge, oran, güzellik sevgisi, hatta iyi ahlakla birleştirip iyi sonuçlar elde etmek mümkün.
Uzun yıllar korist olarak çalışmak sesinizi nasıl etkiledi?
– Koroya girdiğimde parlak tizlere sahip tenor sese sahiptim. Koristler notayı yerinin dört ses aşağısından okur. Bu çalışma yöntemi zaman içinde sesimi etkiledi. Baritona dönüştü. Tizlerimi kaybetmemek için özel çalışma yapıyorum.
Bestekarlığa heves ettiniz mi hiç?
– Bizde bestekarlığa heves eden çok, iyi solist olmak için çaba harcayan ise az. O kadar çok repertuar var ki ben icracı olarak kalmayı tercih ettim. Solistlik geleneği bitiyor. Radyodaki birçok sanatçının çok kısıtlı repertuarla çalıştığını görüyorum. Oysa en azından iki bölümlük konser yapacak kadar şarkı bilmeleri gerekiyor.
Soyadınız kadar mahcup olduğunuzu duydum. Sahne korkunuzu nasıl yeniyorsunuz?
– Herkes sahnede çok rahat okuduğumu sanıyor. Ne kadar rahatsınız, diyorlar. Ama ne çektiğimi bir de bana sorun. Dua ederek çıkarım sahneye, Allah yardım eder. Ellerim hep buz gibidir. Heyecanımı dinleyiciye yansıtmam. Üçüncü şarkıdan sonra biraz rahatlarım. Tecrübe arttıkça, heyecan da sorumluluk da artıyor.

Klasikçilerden dinleyici devşirme

Sizi Bach Günleri gibi Klasik Batı Müziği festivallerinde dinledik. Klasik dinleyicisinin karşısına Türk Müziği’yle çıkmak sanatınıza ne kazandırdı?
– Goygoylu söylememek, bir üsluba sahip olmak bu tür etkinliklerin izleyicisi için önemli. Konserden etkileniyorlar. Sadece klasik dinleyenler, Türk Müziği dinlemeye başlıyorlar. Hatta periyodik konserlerimize gelmeye başlıyorlar. İyi müzik dinleyicisinin bulunduğu her ortamda Klasik Türk Müziği’ni icra edebilir ve zevkle dinletebilirim. Bu kadar kudretli bir müziğe sahibiz.
İlk albümlerinizden biri sayesinde Mesud Cemil‘in “Kanatları Gümüş Yavru Bir Kuş” adlı eserinin güftesini Nazım Hikmet’in yazdığını öğrenmiştik. Unutulan, yanlış yorumlanan, yanlış bilinen eserleri gerçek haliyle gün ışığına çıkarmak için özel bir arşiv çalışması yapıyor musunuz?
– Son albümümde güftesini Nazım Hikmet’in yazdığı “Martılar Ah Eder”i seslendirdim. Özel bir arşiv çalışması yapmıyorum. Tek çabam Türk Müziği repertuarını tüm boyutlarıyla yansıtan CD’ler yayımlamak. Klasik, romantik ve Cumhuriyet dönemini içeren repertuarlar hazırlıyorum. Yakın döneme, Yesari Asım’a, Avni Anıl’a kadar geliyorum.
Resim uğraşınız müziğin bir uzantısı olarak mı ortaya çıktı?
– Geçmişte bir dönem umutsuzluğa kapılmıştım. Sizin de belirttiğiniz gibi goygoyun yaygın olduğu bir dünyada sesimi duyurmakta çok zorlandım. Özel TV’ler, radyolar bize kapalı. Konser imkanı sınırlı. Acaba bu işi bırakayım mı, diye düşünüyordum. O dönemde rapidoyla stilize resimler yapmaya başladım. Bunlardan birini CD’nin kapağına koydum. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde sergilendi. Umutsuz ruh halinden kurtulunca resmi bıraktım.

Nat King Cole usulü resital

Bir ya da iki enstrüman eşliğinde resitaller vermeyi hayal ettiğinizi duymuştum. Geleceğe yönelik başka ne tür hayalleriniz var?
– Konserde olmasa da “Gidem Dedim” adlı albümümde kemençe ve tambur eşliğinde sesin ön planda olduğu, Nat King Cole’ü çağrıştıran yorumlar denedim. Bir başka hayalim, Türk Müziği’ndeki Köçekçe formundaki eserleri Klasik Batı Müziği orkestrası ve Türk sazlarıyla seslendirmek. Bir büyük köye dönüşen İstanbul’un şehir geçmişini yansıtan CD’ler hazırlamak isterim. Bu projeler sporsor gerektiriyor. İlk iki albümümü Kalan Müzik yayımlamıştı, sonra Kaf Müzik bir albüm hazırladı. Son albümüm Boğaziçi bir müzik dostu olan Turan Yetkin’in sponsorluğuyla gerçekleşti. Destek sürdükçe projelerimi gerçekleştireceğim.
(Serhan Yedig / 12 Aralık 2004, Hürriyet)

Münip Utandı / Hastalık gerekçesiyle çıkmadığım konser olmadı

Münip Utandı, kuruluşundan itibaren görev yaptığı Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’ndan emekli oldu. 3 Aralık’ta CRR’deki jübile konserinde 3. Selim, Ahmet Rasim, Sadi Işılay ve Rakım Elkutlu’nun şarkılarını yorumladı. Bu vesileyle sanatçıyla geçmişe gözattık.

Münip Utandı, Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun ilk dokuz üyesinden biri. 1976’da, koroyu kuran Nevzat Atlığ tarafından giriş sınavına davet edildiğinde 24 yaşındaydı. Bir yandan İÜ Hukuk Fakültesi’nde okuyor, diğer yandan basında grafikerlik yapıyordu. Tambur çalıyor, korolarda şarkı söylüyordu fakat müzik bilgisi sınırlıydı.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi korolarında Atlığ’ın dikkatini çekmişti. Sınırlı müzik bilgisine karşın, parlak tenor sesi sayesinde Mefaret Yıldırım, Necdet Yaşar gibi üstatların bulunduğu jürinin sınavından geçip Serap Mutlu Akbulut, Meral Uğurlu, Ayla Büyükataman ile ilk kadroda yer aldı.
“Koro benim için konservatuvar oldu” diyor Utandı. “Nevzat Atlığ keşfetmese, desteklemese müzik yerine güzel sanatların başka bir dalına yönelirdim. Koroya girdikten sonra da beni çalıştırdı, üstatların üst düzeyde icra yaptığı bu kuruma intibakta zorlanmadım. Ve üyesi olmaktan hep gurur duydum.” Solo çalışmaları, albümleriyle de tanınan Utandı, özgün üslubunu koroya borçlu olduğunu söylüyor. Kendisini Mesut Cemil, Münir Nurettin, Nevzat Atlığ’la başlayan Bekir Sıtkı Sezgin, Alaaddin Yavaşça’yla devam eden Darülelhan (konservatuvar) ekolünün temsilcisi kabul ediyor. Gazino sahnelerinden yayılan goygoylu söyleme alışkanlığından uzak durmasında, hafız ağzı yerine sadeliği tercih etmesinde, femmimuhsin (iyi ağız) sahibi olmasında koronun önemli payı var.
“Klasik Türk müziği fazlalıklardan arındıkça çağdaş insana yaklaşır, ruhuna ulaşır. Dinleyiciyi dinginleştiren, nüanslara ve bestecilerin kişiliğine dikkat eden, perdelere sağlam basan, çok çalışılarak hazırlanan icralardan yanayım. Dinleyici şarkıların gölgesinde huzur bulmalı, ruhunun derinliklerine seyahat etmeli.”
41 yılda, koroyla yılda ortalama 40 konser verdi. “Hastalık gerekçesiyle çıkmadığım konser olmadı” diyor. Özellikle hatırladığı: “1978’de Dede Efendi’nin 200’üncü doğum yılında Galata Mevlevihanesi’nde, İstanbul Festivali kapsamında Ferahfeza Ayin-i Şerif’ini seslendirdik. İsmail Cem, Bülent Ecevit dinleyiciler arasındaydı. İlk kez solo söylemiştim. Strasbourg’daki konserimizi de unutamam. Server Tanilli dinleyiciler arasındaydı.”
Utandı, koroda geleneksel Türk müziğinin en büyük formdaki örneklerinden ayinlerin yanı sıra kâr ve klasik takımlar dahil pek çok önemli eserin icrasına katıldı. Seslendiremediği için ukde olan eser kalmadığını söylüyor. Yaklaşık 20 yıldır kadro açılmaması, yetişmiş gençlerin topluluklarda misafir statüsüyle yer alması onu üzse de kuşağının yerini konservatuvar mezunu gençlere bırakmasından memnun. Emekliliğe adım atarken koroyu iyi yetişmiş gençlere bıraktığı için gözü arkada kalmayacak: “Geçmişte iyi müzikçi sayısı azdı. Örneğin klasik kemençeci zor bulunurdu. Şimdi tüm enstrümanlarda erken yaşta olgunluğa ulaşmış çok sayıda gence rastlıyorum.”
Üniversitelerde geleneksel Türk müziği korolarının artması, derneklerin kurduğu yeni topluluklar gelecek adına ona umut veriyor. Dinleyicinin kalitesini koruması, gençlerin artması da bir başka mutluluk kaynağı. “İlk yıllarımda AKM’de öylesine seçkin dinleyicilerin karşısına çıkardım ki heyecandan titrerdim. Şimdi CRR ve Kubbealtı’ndaki konserlere klasik koro eserlerini severek dinleyen, repertuvarı bilen dinleyiciler geliyor.”
Haliç Üniversitesi Konservatuvarı’nda ders veren Utandı, emeklilik sonrasında da koro ve solo konserlerini sürdürecek. (Serhan Yedig / 30 Kasım 2017 / Hürriyet)

Share.

Leave A Reply

sixteen − 5 =

error: Content is protected !!