Suna Kan / Çoksesli müziği yurdun her köşesine götürmek biz icracıların en büyük görevi

0

1964 yılında, 30 yaşına yaklaşan Suna Kan yurtdışındaki konserlerini sürdürürken diğer yandan fırsat buldukça Sinop’tan Tatvan’a Türkiye’nin dört bir yanına gidip çoksesli müziğin yayılmasını sağlamaya çalışıyordu. Kan’a göre çağdaş Türk yorumcularının bir diğer görevi iyi ya da kötü ayrımı yapmadan bestecilerimizin eserlerini seslendirmek, onlara şevk vermekti.

Son günlerde İstanbul ve Ankara’da başarılı iki resital veren, mayıs ayı içinde de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ile Güney ve Orta Anadolu’da turneye çıkacak olan değerli keman solistimiz Suna Kanı’ı Ankara’da, Bahçelievler semtindeki evinde ziyaret ettim.

Kemanını itina ile yerleştirirken:

– Günde en az dört saat çalışıyorum, dedi. Sabahları çalışırım. Ama her zaman bu dört saat yetmediği için, bazen böyle öğleden sonraları da çalıştığım oluyor.

Ya çalışmadığınız zamanlar ne yaparsınız, diye sordum.

– İnsan tamamen kemancı olamıyor tabii. Evimin işleri ile de uğraşmam gerekiyor. Sonra biliyorsunuz, beş yaşında bir oğlum var. Bütün bu işlerden sonra kalan zamanımda da okurum.

Hobisi edebiyat ve sinema

Kitaplar arasında en çok edebi eserleri tercih ediyor, arada bir de dinlenmek için polisiye romanlar okuyor.

Akşamları gideceği bi konser yoksa, evde oturuyor veya sinemaya gidiyor. Sinema da çok sevdiği şeylerden biri. İyi filmleri kaçırmak istemezmiş.

Kendisine, şimdiye kadar nerelerde konser verdiğini merak edip sordum.

– Türkiye dışında 70 kadar konserim var. Bunların hepsini teker teker sıralamak mümkün değil. Sadece konser verdiğim memleketleri sayayım, yeter: İngiltere, Fkransa, Almanya, İsveç, Norveç, İtalya, Rusya, Hindistan, Pakistan, İran, Lübnan ve Kıbrıs…

Ve hemen arkasından ilave etti: “Ama bunlardan daha çok zevk duyduğum, sayarken bile heyecanlandığım bir başka listem daha var: Adana, Adapazarı, Ankara, Balıkesir, Batman, Bilecik, Bitlis, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Hakkari, İstanbul, İzmir, Karabük, Kayseri, Malatya, Muş, Samsun, Siirt, Sinop, Tatvan, Van, Zonguldak…

Hakkari’de konser vermek İstanbul, Ankara’daki kadar zevkli

Bir karayolları haritasının arkasındaki listeden bu il ve ilçe merkezlerinin isimlerini parmağıyla birer birer işaretledikçe gerçekten heyecanlanıyordu. Sebebini sordum.

– Görev duygusu… Memleketimizde, Batı kurallarına uygun çoksesli müziği yurdun her köşesine götürmek, biz icracılara düşün en büyük görev. Aslında bunun devlet tarafından planlanması gerekir. Ama ben bu şuurun önce müzikçilerde uyanması gerektiği inancındayım. Biz samimi olarak bu düşünceyi benimseyerek, devleti istediğimiz yöne iteleyebiliriz. CSO’nun bu konudaki çalışmalarının bütün müzikçilere örnek olmasını dilerim. Ben şahsen bu çerçeve içinde Hakkari’de verdiğim konserimin zevkini, Ankara veya İstanbul’da verdiğim konserlerdeki heyecan ve zevkle eş değerde buluyorum.

Türkiye’nin en uzak köşesine kadar gittiğinize göre oldukça yer gezmiş olmalısınız, dedim…

– Tahminen Türkiye’nin dörtte üçünü dolaştım, diye cevap verdi. CSO’nun yurtiçi gezilerinin bana çok faydası oldu. Bunun ve resital vermek üzere gittiğim yerlerin dışındaki yerleri, kendi imkanlarımla gördüm. Zaten, hangi vasıtayla olursa olsun, gezmeyi çok severim.

Çağın önemi yoktur, iyi ya da kötü müzik vardır

Genç sanatçının konser mevsimimin başlarında “Arkon Concert Management” organizasyonuyla İskandinav memleketlerinde ve Belçika’da konserleri varmış. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın kültür faaliyetleri çerçevesi içinde, henüz yerleri tam olarak tespit edilmemiş bazı merkezlerde de konserler vermesi gerekliymiş. Yazın kısa bir süre için de Adana’da dinlenmek istiyor.

En çok hangi çağın müziğinden hoşlandığını sordum. “Benim için tarzın veya çağın önemi yoktur. İyi ya da kötü müzik vardır, dedi ve ilave etti:

– Ama Türk bestecilerini ayrı düşünmek gereklidir. Onların eserlerini iyi ya da kötü demeden çalmak lazım. Zaman kötüsünü nasıl olsa ayıklar. Bir bestecinin yetişebilmesi, olgunlaşabilmesi, daha iyi eserler verebilmesi ancak eserlerinin çalınmasıyla mümkündür. Bu yüzden pek çok kıymetler yok olup gitmektedir. Kötü bile olsa, Türk eserlerini çalmak, icracılarımızın görevi olmadıdır. Kaldı ki bestecilerimiz çok güzel eserler verebilmektedir. Ben her konserimde bizden bir eser bulundurmaya karar verdim.”

Şimdiye kadar severek çaldığı Türk eserlerini şu şekilde sıraladı: Ulvi Cemal Erkin‘in konçertosu, İlhan Usmanbaş‘ın beş çalışması, Adnan Saygun‘un süiti ve sonatı, Muammer Sun‘un üç parçası… En son üzerinde çalıştğı eser de Bülent Arel‘in aslında yalnız viyola için yazdığı, fakat Suna Kan için kemana uyguladığı “Keman için Müzik” adlı parça…

(Ozan Sağdıç / 14 Mayıs 1964 / Hayat / Arşiv çalışması, dizgi: Serhan Yedig)

Share.

Leave A Reply

1 × five =

error: Content is protected !!