Bülent Tarcan / Halk ezgilerine sevgim sonsuzdur

0

Besteciliğiyle tanıdığımız Bülent Tarcan, Türkiye’de modern beyin cerrahisinin kurucularından biriydi. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ders verdi. Öğrencilik yıllarında Karl Berger’le keman, Cemal Reşit Rey’le kompozisyon çalışan besteci Adnan Saygun’la dostluğu sayesinde de müzik bilgisini ilerletmişti. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda keman çalan, MSÜ Devlet Konservatuvarı’nda ders veren Tarcan, 1991’de 77 yaşında hayata veda ettiğinde geriye Mevlana, Sakarya ve Ölümsüz Mimar gibi korolu dev senfonik eserler bırakmıştı. Tarcan, 1972’de İstanbul Radyosu 2. Programı’nda yayımlanan “Bestecilerimiz Eserlerini Anlatıyor” (*) programına konuk olmuştu.

PİYANO SÜİTİ (Opus 11) / ORKESTRA SÜİTİ (Opus 12)
Kızıma egzersiz parçası yazmak istemiştim, ortaya konser parçası çıktı

1956 yılında piyano öğrenimine yeni başlayan kızım Hülya için küçük ve kolay parçalar yazmak istemiştim. İçinde, Türk ritim ve ezgilerinden esinlenen karakterin sezilmesini istediğim bu parçaların teknik zorluğu çalıştıkça değişti ve sonunda ancak yetişmiş bir piyanistin başaracağı zorluklar bulunan oldukça konsertan bir piyano süiti ortaya çıktı. Bu süitin bölümleri şöyledir: Özleyiş: Daha doğrusu sıla hasreti. Burada süitin diğer bölümlerine ait ana fikirler küçük fragmanlar halinde birleştirilmiş olarak duyulur ve dinleyiciyi daha sonraki parçaların atmosferine hazırlar.

Oyun: Bir çeşit iki riturnelli minyatür rondo olup ritme Balıkesir, Kemalpaşa, Kütahya dolaylarında Anadolu çocuklarının oynadığı oyun havasını belirtir. Üçüncü parçanın adı Efe’dir. Buradaki ağır bir zeybek ritmi olmakla beraber parçanın amacı zeybek oyunu değil, oynayan zeybeğin kişilik ve duyuşlarını yansıtmaktır. Dördüncü parça Çengi adını taşır. Anadolu’muzda gezgin tiyatro topluluklarının oyuncularının danslarından esinlenilmiştir. Ortadaki klarnet emprovizasyonu çenginin oynarken yerlere kadar ve saçlarını dökerek yaptığı epizotu (figürü) canlandırır. Ve ardından dansöz yeniden fırlayarak oyununa büyük bir canlılıkla devam eder.

Buraya kadar dört parça bütünü ile kesilmeden çalınmak üzere kompoze edilmiştir. Beşinci parça Ozan yani halk şairidir. Ana fikir bir Ödemiş türküsünden stilize edilerek alınmıştır. Bu türkünün aslını bana rahmetli arkadaşım Fikri Çiçekoğlu vermişti. Fakat parçadaki şekliyle ritmi ve bölümleri tamamen değiştirilmiştir. Burada bir halk şairinin sazı eşliğinde yer yer duygulu, coşkun, hatta hırçın bir çağlayış hâlindeki türkülerini canlandırmak istedim.

Altıncı parça Karadeniz adını taşır. Bu bölümde çevik bir horon ritmi üzerindeki Karadeniz’in azgın dalgaları içinde ilerleyen bir teknenin hiçbir tehlikeden yılmadan ilerleyişi ve azgın dalgalarla tevekkül içinde boğuşması anlatılır. Sonunda dalgalar sakinleşir ve tekne selamete kavuşur. Parçanın ana fikri “Yenge Kızı Bir Tane” adlı Karadeniz türküsüdür.

Bu kompozisyon benim oldukça şanslı yazılarımdan biridir. Çünkü eseri fragmanlar halinde Gülay Uğurata, Gülseren Sadak, Ergican Saydam ve Haluk Tarcan radyolarımızda ve çeşitli konserlerinde çaldı. Eserimi en iyi yorumlayan Sayın Hülya Saydam da turneye çıktığı bütün Avrupa ülkelerinde defalarca çaldı.

Opus 11 Piyano Süiti’min yazısındaki özellik beni sonradan aynı eseri renk ve karakter imkanları çok daha bol olan orkestra için düzenlemeye yöneltti. 1959’da eseri büyük orkestra için yazdım. Gerek piyano ve gerekse orkestra için düzenlenen iki şeklin arasında müzik yönünden fark yoktur. Fakat sazların çeşitli renkleri ve orkestra hacmi eserime bir çeşit üç boyutluluk getirdi. İkinci orkestra süiti adını verdiğim eser bu şekliyle Cemal Reşit Rey yönetiminde İstanbul Şehir Orkestrası ve Lessing yönetiminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni orkestrası tarafından çalındı.

Eserin piyano ve orkestra ile çalınması arasında ben bir tercih yapmıyorum. Çünkü piyanodan dinleyişte alınan zevkle aynı eserin orkestra çevirisinin vereceği zevk ayrıdır. Bu bakımdan tercih hakkını tamamen dinleyicilerime bıraktım.

ÜÇÜNCÜ ORKESTRA SÜİTİ
Eserin çıkış noktası kervandaki develere ritm veren kaval ezgisi

Eseri TRT’nin bir yarışması için hazırlamıştım. Yarışmanın koşullarına göre, eserin çoksesli müziği büyük halk kitlesine sevdirecek şekilde halk ezgilerimizden esinlenerek yazılması ve orkestranın ikili küçük kadroyu yani bakır sazlar olarak en çok iki korno ve iki trompeti kullanması geriyordu. Halk ezgilerimize sevgim sonsuz olduğundan bu şartları hiç de yadırgamadım ve kolay dinlenecek, çabuk benimsenecek karakterde dört parçalık bir orkestra süiti hazırladım. Daha önce l. ve 2. orkestra süitlerimi yazmıştım. Fakat onlarda orkestra kadrosu hayli büyüktü. Bu defa Haydn Orkestrası tipinde küçük bir kadro kullanma denemesi benim için ilginç oldu. Sazların azlığına rağmen bunlardan azamî derecede faydalanarak büyük orkestra gibi tınlayan bir partisyon yazmaya çalıştım. Ve sanırım ki başarısız olmadım.

Bu süit dört parçadan oluşur:

1) Kervan: Ana fikir Eskişehir dolaylarında duyulan ve kervanın hareketi esnasında develerin yürüyüşüne uyan bir ritmi durmadan tekrarlayan bir kaval parçasından alınmadır. Ben bu parçaya bir temel ritim halinde gizleyerek geliştirdim. Çizdiğim tabloların amacı uzaktan gelerek yaklaşan ve tekrar uzaklaşıp ufukta kaybolan bir kervanı ve dolayısıyla Orta Anadolu’nun dağlık atmosferini canlandırmaktı.

2) Zeybekler: Adının da gösterdiği gibi, tipik bir zeybek havasının duyulduğu bu bölümde coşkun ve neşeli bir zeybek topluluğunun bir arada oynayışları canlandırılır.

3) Viran Tekke: Bu bölümde amacım, çatısı yıkılmış, duvarları göçmüş eski bir tekke önünde duyulanları dile getirmektir.

Yolcu tekkenin önüne gelir ve düşünceye dalar. Viranelik eski bakımlı haline döner ve içinden mistik bir ayinin sesleri duyulur. Bu sesler gittikçe artar, sonra kayboluverir.

4) Bolu Dağı’nın Atlıları: Bolu’nun halk kahramanı Köroğlu’nun yurdu olduğunu biliyoruz. Bu bölümde Köroğlu, önce atlılarıyla dağ yollarında düşmana saldıran bir kahramandır. Bildiğimiz Köroğlu şarkısı, atların koşuşunu canlandıran ve mütemadiyen değişen bir ritm üzerinde duyulur. Sonra atlılar bir su başında mola verir. O zaman Köroğlu’nun ikinci kişiliğiyle karşılaşılır. O, burada içini yanık türküyle döken bir ozandır. Türkü bittiğinde Köroğlu ve savaşçıları yeniden atlarına sıçrayıp önceki coşkun kahramanlık havasına döner.

Bu süiti ilk defa Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Gotthold Lessing yönetiminde çaldı. Ayrıca İstanbul ve Ankara’da düzenlenen konserlerde çalındığı gibi Hikmet Şimşek yönetiminde Münih Radyo Senfoni Orkestrası tarafından çalınmış ve banda alınarak yayımlanmıştır.

PİYANO İÇİN 10 TÜRK PARÇASI
Genç piyano öğrencilerine bir müzik demeti uzatmak istedim

Bu parçaları en kolayından en gücüne doğru yavaşça artan bir zorlukta yazmak suretiyle, konservatuarlarımızın genç öğrencilerine içinde yine Türk ezgileri bulunan bir demet uzatmak istedim. Bunların içinde, piyano öğreniminin ilk sınıflarında çalınacak kadar kolayları olduğu gibi oldukça güç yazılmış olanları da vardır. İsteyen bu eserin tamamını çalabileceği gibi içinden beğendiğini de seçebilir. En uzun olan son parça dışında diğerleri küçük birer minyatür gibi hazırlanmıştır. Sırayla adları: Dede Efendi , Küçük Efe, Çember, Türkü, Ninni, Yaramaz Çocuk, İnatçı Köçekçe, Halay, Destan’dır. Adlarından da anlaşılacağı gibi, bütün bu parçaların içinde tanınmış Türk ezgileri bulunmakta olup, hepsi de piyano tekniğine göre biçimlendirilmiş ve bünyelerine uyan armonik araştırmalar yapılmıştır. Eser ilk olarak bir aile toplantısında, Türk müziğini gerçekten çok seven bir Alman hanım, Bayan Gudrun Best tarafından çalındı.

(Nurhan Olcayto / 20 Mart, 10 Temmuz 1972/ TRT Radyo-2)

Program yapımcısı Nurhan Olcayto

(*) Bestecilerimiz Eserlerini Anlatıyor programı İstanbul Radyosu’nun 2. Programı’nda (TRT-2), 1972 yılında yayımlandı. Programın amacı, müzikseverlere Türk bestecilerinin TRT arşivinde kaydı bulunan eserleriyle birlikte, eserler hakkında birinci ağızdan bilgi sunmaktı. 1970’de, TRT’de çoksesli müzik prodüktörü olarak çalışmaya başlayan Nurhan Olcayto (1943-2021), programı hazırlarken besteciler hakkında yazılı kaynaklardan bilgi bulabilmiş, ancak eserler hakkında bilgiye ulaşamamıştı. Dönemin TRT Çoksesli Müzikler Şubesi Müdürü Dr Erdoğan Saydam’la birlikte 14 besteciye mektup yazdı. TRT arşivinde ses kaydı bulunan eserleri hakkında bilgi istedi. Bu çağrıya Adnan Saygun, Ferit Tüzün, İlhan Baran, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses cevap vermedi. 17 Ocak 1972’de yayımlanan ilk program için Cemal Reşit Rey , TRT Harbiye Stüdyoları’na giderek üç eserini anlattı. Bülent Tarcan, Cenan Akın, Nevit Kodallı , Okan Demiriş, Yalçın Tura , Ertuğrul Oğuz Fırat , Ekrem Zeki Ün ise yazılı metinlerle cevap verdi. İlhan Usmanbaş, daha önce yayımlanmış, eserlerini anlattığı bir yazıyı göndermekle yetindi. Cemal Reşit Rey’in eserleriyle ilgili üç, Bülent Tarcan’ın eserleriyle ilgili iki program olmak üzere “Bestecilerimiz Eserlerini Anlatıyor” dizisi toplam 13 program olarak 15 günde bir TRT Radyo-3’te yayımlandı. Nurhan Olcayto, 33 yıl sonra TRT’deki programlarını noktaladı. Bu metinlerin yok olmanı, genç kuşaklara ulaştırılmasını arzu ediyordu. Müzik Söyleşileri bu arzuyu yerine getiriyor.

Share.

Leave A Reply

11 − ten =

error: Content is protected !!